
Kalp ve damar cerrahisinde asistanlık, yalnızca bir eğitim süreci değildir; aynı zamanda bir karakter terbiyesidir. Bu yıllarda insan yalnız ameliyat öğrenmez; görmeyi, susmayı, sormayı, dayanmayı, hata yapınca yüzleşmeyi ve sorumluluk taşımayı da öğrenir. Bu sebeple asistanın başarısı yalnız bilgi birikimiyle yahut teknik ilerleyişiyle ölçülemez. Asıl ölçü, onun mesleğini hangi ahlak üzerine inşa ettiğidir.
Asistanın ahlakı, her şeyden evvel hastaya bakışında başlar. Hasta, asistanın kendini göstereceği bir fırsat değil; kendisine emanet edilmiş bir candır. Onun bedeni üzerinde yapılan her iş, her söz, her karar; ilmin olduğu kadar vicdanın da meselesidir. Bir asistan, hastanın dosyasına bakarken yalnız tetkik sonuçlarını değil, bir insanın korkusunu, umudunu ve teslimiyetini de görmelidir. Çünkü hasta çoğu zaman kendini hekimin bilgisine değil, ahlakına teslim eder. Bilgisiz bir hekim eksik olabilir; fakat ahlaksız bir hekim tehlikelidir.
Bu meslekte ahlak, ilk olarak dürüstlük şeklinde görünür. Asistan bilmediğini söyleyebilmelidir. Görmediğini gördüm dememeli, yapamadığını yaptım diye örtmemeli, şüphe duyduğu bir durumu önemsemez görünmemelidir. Tıpta bazı eksikler zamanla tamamlanır; fakat dürüstlükteki eksiklik, karakterdeki çatlaktır. Bir asistan için “bilmiyorum” demek ayıp değildir; bilmediğini gizlemek ayıptır. Çünkü kalp ve damar cerrahisinde kibir, çoğu zaman bilgisizlikten daha yıkıcı sonuçlar doğurur.
Asistanın ahlakı, çalışkanlıkla da doğrudan ilgilidir. Buradaki çalışkanlık, yalnız uzun saatler hastanede bulunmak değildir. Hakiki çalışkanlık; vakanın öncesini okumak, sonrasını takip etmek, anlamadığı meseleyi araştırmak, aynı hatayı ikinci kez yapmamaya gayret etmektir. Hizmet içinde yorulmak başka şeydir, meslek uğruna olgunlaşmak başka şey. Nice insan gün boyu koşturur ama az ilerler; nice insan ise her nöbetten, her vakadan, her tenkitten kendine yeni bir ders çıkarır. İşte ahlaklı asistan, çalışmasını yalnız görünür gayret olarak değil, iç disiplin olarak yaşar.
Disiplin, asistan ahlakının ayrılmaz unsurudur. Kalp ve damar cerrahisi düzensiz zihnin kaldırabileceği bir meslek değildir. Malzeme hazırlığından hasta değerlendirmesine, yoğun bakım takibinden ameliyat notuna kadar her alan ciddiyet ister. Vaktinde gelmek, eksiksiz hazırlık yapmak, söyleneni not etmek, önemli ayrıntıyı unutmamak, kontrol etmeden varsaymamak… Bunlar küçük işler gibi görünür; fakat mesleğin omurgasını bunlar oluşturur. Büyük hatalar çoğu zaman küçük disiplinsizliklerin birikiminden doğar. Bu yüzden ahlaklı asistan, kimse görmese de işini düzgün yapar. Çünkü onun ölçüsü dış denetim değil, iç terbiyedir.
Asistanın ahlakında tevazu mühimdir. Ancak bu tevazu, şahsiyetsizlik yahut pısırıklık değildir. Tevazu; insanın kendi sınırını bilmesi, öğrenmeye açık olması, bir üstünün tecrübesinden istifade etmeyi küçüklük saymamasıdır. Cerrahide en tehlikeli insan, daha yolun başındayken ustalaştığını zanneden kişidir. Böyle biri soru sormaz, ikaz dinlemez, eleştiriyi kişisel saldırı kabul eder. Oysa hakiki gelişme, insanın eksik taraflarını görmesiyle başlar. Tevazu sahibi asistan, tenkitten kaçmaz; tenkiti kendini küçültmek için değil, kendini düzeltmek için kullanır.
Bunun kadar önemli bir başka mesele de sadakattir. Asistan, hocasına körü körüne bağlı bir kişi değildir; fakat ekip düzenine, meslek adabına ve hasta menfaatine sadık olmak zorundadır. Bu sadakat, gerçeği eğip bükmek değil; ortak emeğe hürmet etmektir. Asistan, ameliyathanede ekip arkadaşını zor durumda bırakmamalı, yoğun bakımda hemşireyi küçümsememeli, anestezi ekibini rakip gibi görmemelidir. Çünkü kalp ve damar cerrahisi, bireysel ihtirasların değil, müşterek emniyetin alanıdır. Ahlaklı asistan bilir ki ameliyatı bir kişi yapıyor gibi görünse de hastayı aslında bir ekip yaşatır.
Asistanın ahlakı, dilinde de kendini belli eder. Hastadan, hasta yakınından, hemşireden, personelden, çömez asistanlardan ve hatta kendisine kaba davrananlardan söz ediş biçimi, onun iç dünyasını ele verir. Sert olmak başka şeydir; kaba olmak başka. Otorite sahibi olmak başka şeydir; aşağılamak başka. Meslekte bazı insanlar yüksek seslerini güç zannederler. Halbuki sesini yükseltmek, çoğu zaman muhakemenin zayıfladığını gösterir. Ahlaklı asistan, gergin anlarda bile sözünün ölçüsünü korur. Çünkü bilir ki ameliyathanede dil bozulursa, düşünce de bozulur; düşünce bozulursa karar bozulur.
Bir asistan için en büyük sınavlardan biri hata karşısındaki tavrıdır. Hata yapmak, insan oluşun tabii sonucudur; fakat hatayı inkâr etmek, başkasına yıkmak veya üstünü örtmek ahlaki zaafın göstergesidir. Tıpta hatalar yalnız teknik sebeplerle değil, psikolojik savunmalar yüzünden de büyür. Küçük bir ihmal zamanında söylenirse telafi edilebilir; fakat gizlenirse felakete dönüşebilir. Bu yüzden ahlaklı asistan, hata yaptığında önce gerçeği kabul eder, sonra düzeltmek için uğraşır, ardından aynı yanlışın tekrarlanmaması için kendini terbiye eder. Suçu gizlemek yerine sorumluluğu taşımayı öğrenir. Çünkü cerrahide olgunluk, kusursuz görünmekte değil; kusurla doğru şekilde yüzleşmektedir.
Asistanın ahlakı, sabır olmadan tamamlanmaz. Bu meslek aceleci ruhları törpüler. İnsan bazen uzun süre yalnız izler, yalnız tutar, yalnız hazırlar, yalnız taşır. Bazen emeğinin görünmediğini, gayretinin fark edilmediğini düşünür. Bazen hakkının geciktiğine inanır. Fakat gerçek eğitim, tam da bu zamanlarda başlar. Çünkü asistanın ahlakı, kendine hemen pay çıkaramadığı zamanlarda belli olur. Henüz hak etmediği şeyi istememek, kazanmadan sahiplenmemek, öğrenmeden hüküm vermemek; bunlar meslek terbiyesinin sessiz ama esaslı taraflarıdır. Sabır, edilgenlik değil; olgunlaşmak için zamanın hakkını vermektir.
Ne var ki asistanın ahlakı yalnız itaatten ibaret değildir. Gerektiğinde soru sormak, gerektiğinde hasta yararı için çekinmeden uyarıda bulunmak, gerektiğinde bir eksikliği dile getirmek de ahlaki cesaretin parçasıdır. Kör itaat, cerrahide fazilet değildir. Asistan, hiyerarşiyi bozmak için değil ama hakikati korumak için konuşabilmelidir. Bunun yolu da bağırmak değil; vakti, zemini ve üslubu doğru seçmektir. Ahlaklı asistan, hem saygıyı korur hem de mesuliyetten kaçmaz. Çünkü bilir ki bazen susmak nezaket değil, ihmaldir.
Asistanın ahlakında hasta mahremiyetine riayet ayrıca önemlidir. Hastanın öyküsü, bedeni, korkusu ve zayıflığı; sohbet konusu yapılacak şeyler değildir. Tıbbi bilgi, dedikodu malzemesi hâline geldiği anda hekimlik ahlakı zedelenir. Asistan, hasta odasında başka, koridorda başka, arkadaş ortamında bambaşka bir dil kullanamaz. Meslek ciddiyeti, yalnız resmi anlarda takınılan bir tavır değildir; insanın her durumda kendini korumasıdır.
Bir başka önemli mesele de başarı karşısındaki tavırdır. Bir ameliyat iyi geçtiğinde, bir hasta düzeldiğinde, bir hocadan takdir görüldüğünde insanın içinde görünmez bir büyüme başlar. Eğer terbiyesi zayıfsa bu büyüme kısa sürede kibre dönüşür. Kibir, öğrenmenin kapısını kapatır. Kendini olmuş zanneden kişi, artık gelişemez. Ahlaklı asistan ise başarıyı sahiplenirken ölçülü davranır; o işte ekibin, hocanın, hemşirenin, anestezistin ve hatta hastanın mücadelesinin de payı olduğunu unutmaz. Böylece yükselirken hafifler; büyürken ağırlaşmaz.
Asistanın ahlakı, başarısızlık karşısında da görünür. Bir vakaya girememek, bir ameliyatı becerememek, azarlanmak, geri planda kalmak, bazen haksızlığa uğramak… Bunların hepsi eğitim hayatının parçasıdır. Bu anlarda insanın içinde ya hırs ya kırgınlık yahut küskünlük büyür. Oysa ahlaklı asistan, bunları kör öfkeye çevirmeden işlemesini bilir. Kendini ezdirmez; ama kinle de hareket etmez. Meslek yolculuğunu yalnız duygularının iniş çıkışına bırakamaz. Çünkü cerrahide kırgınlıkla alınan kararlar da kibirle alınan kararlar kadar yanlıştır.
Nihayet asistanın ahlakı, yalnız bugün için değil, yarın kuracağı hekimliğin temeli için lazımdır. Asistanlıkta edinilen alışkanlıklar, uzmanlıkta karaktere dönüşür. Bugün dosyasını özensiz hazırlayan, yarın ameliyat planını da özensiz yapar. Bugün hemşireye kaba davranan, yarın ekibini yönetemez. Bugün bilmediğini saklayan, yarın komplikasyonunu da saklar. Fakat bugün dürüst, çalışkan, disiplinli, sabırlı ve vicdanlı davranan kişi; yarın yalnız iyi cerrah değil, güven veren bir hekim olur.
Bu yüzden asistanın ahlakı, mesleğin süsü değil; bizzat temelidir. Teknik öğrenilir, bilgi artar, el gelişir, tecrübe zamanla yerleşir. Fakat ahlak temelden kusurluysa, insan ne kadar yükselirse yükselsin bir yerde kendi zaafına çarpar. Kalp ve damar cerrahisinde büyük hekim olmak, yalnız büyük ameliyatlar yapmakla olmaz. Büyük hekimlik, küçük işlerdeki ciddiyetle, görünmeyen anlarda gösterilen doğrulukla, güç karşısında bozulmayan karakterle kurulur.
Asistan, bir gün uzman olur; fakat asistanlıkta kazandığı ahlak onu ömrü boyunca takip eder. Bundan dolayı genç hekim, kendine her gün şunu sormalıdır: “Ben yalnız cerrahi öğreniyor muyum, yoksa hekim olmayı da öğreniyor muyum?” Çünkü hakiki mesele budur. Kalp ve damar cerrahisinin yükünü taşıyacak olan yalnız maharetli eller değil; ahlakla terbiye edilmiş vicdanlardır.
Bir yanıt yazın