Dolunay

Gece yürüyüşlerinin insanın zihninde açtığı kapılar, çoğu zaman gündüz fark etmediğimiz kadar derindir. İnsan bazen yalnızca yürümek için dışarı çıkar; fakat birkaç adım sonra anlar ki yürüyen yalnız bedeni değil, düşünceleridir de. O gece benim için de böyle oldu. Her zaman olduğu gibi sağ taraftaki yoldan yürümem beklenirdi. Alışkanlıkların güven veren, düşünmeyi gerektirmeyen bir tarafı vardır. İnsan bildiği yolda daha az karar verir, daha az tereddüt eder. Fakat başımı kaldırdığımda dolunayı sol tarafta gördüm.

Belki de hayatın en ilginç anları tam burada başlar: İnsan alıştığı yön ile o anda kendisini çağıran yön arasında kalır. Çoğu zaman farkında olmadan alışkanlığını seçer; çünkü alışkanlık insana düşünmeden yaşama kolaylığı verir. Oysa bazen insanı asıl etkileyen şey, bilinçli olarak seçtiği küçük sapmalardır. O gece ben de soldan yürümeye karar verdim. Bu karar, dışarıdan bakıldığında önemsiz gibi görülebilir. Fakat insan ruhu için bazı küçük seçimlerin değeri büyüktür. Çünkü yön değiştirmek, bazen yalnızca yol değiştirmek değil, bakış değiştirmektir.

Bir süre sonra yol ikiye ayrıldı. Hayatın kendisi gibi, yürüyüş de insana tek bir çizgi sunmaz. Tam karar verdiğini düşündüğün anda önünde yeni bir ayrım belirir. Bu kez ayın sağ tarafta kaldığını gördüm. Fakat o yolun yokuşlu olması, kararı yeniden düşünmeme neden oldu. O anda şunu fark ettim: İnsan çoğu zaman bir şeyi bütünüyle elde etmek için değil, hiç değilse bir kısmına yaklaşabilmek için seçim yapar. Ben de kendi kendime, hiç olmazsa dönüşte ayı görürüm, diye düşündüm ve soldan yürümeye devam ettim.

Fakat hayatın en güzel taraflarından biri, insanın yaptığı hesabı zaman zaman bozmasıdır. Biz çoğu kez dünyayı sabit, kendimizi de ona göre yol alan varlıklar sanırız. Oysa ne dünya yerinde durur, ne ay, ne de insan. Her şey hareket halindedir; düşüncelerimiz, yönlerimiz, beklentilerimiz, gökyüzü bile. Ben yürüdükçe bunu hissettim. Dünyanın dönüşüyle, ayın konumuyla, benim ilerleyişimle birlikte, başlangıçta yalnızca dönüş yoluna ait sandığım ışık, gidiş yoluma da düşmeye başladı.

Beni mutlu eden şey yalnızca ayı görmek değildi. Asıl sevinç, başlangıçta kısmi bir teselli olarak düşündüğüm şeyin, zamanla beklediğimden daha büyük bir güzelliğe dönüşmesiydi. İnsan bazen hayattan çok şey istemez; küçük bir aydınlık, kısa bir teselli, dönüş yolunda görülecek bir ay yeter sanır. Fakat bazı anlarda hayat, biz istemeye çekindiğimiz kadarını da verir. O gece hissettiğim mutluluk belki de bu yüzdendi. Sanki insan bazen yalnızca kendi kararlarıyla değil, evrenin sessiz yardımıyla da yol alıyordu.

Düşündüm ki hayatın pek çok alanında da böyle değil midir? Biz yönümüzü seçeriz; ama seçtiğimiz yolun anlamını yalnızca biz belirlemeyiz. Bazen gökyüzü, zaman, tesadüf ve dünyanın görünmeyen hareketi de bize eşlik eder. İnsan bunu her zaman fark etmez. Çoğu zaman sonucu sadece kendi iradesine ya da yalnızca kendi hesabına bağlamak ister. Oysa bazı güzellikler, bizim planımızın değil, bizimle birlikte işleyen daha büyük bir düzenin eseridir.

O gece ay ışığının hem gidişte hem dönüşte önüme düşmesi, bende bu yüzden sade ama derin bir sevinç uyandırdı. Sanki bazen insan bir yolu yalnızca kendi seçmez; seçtiği yol, zamanla onu seçer. Ve bazen gökyüzü, insana hiçbir söz söylemeden, doğru taraftan yürüdüğünü hissettirir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir